Üniversitede bir Sosyoloji Profesörü, öğrencilerine hiç beklemedikleri şu soruyu sorar: “Karıncaların çevresindeki hayvanları nasıl değerlendirdiğinizi yazınız?”
Kafası çalışan öğrenciler düşünür-kaşınır ve şu sonuca varırlar:
1-“İyi huylu ve zararsız hayvanlar: Aslan, kaplanlar, tilkiler, çıngıraklı yılanlar, kurtlar ve çakallar…”
2-“Kötü huylu, yırtıcı ve vahşi hayvanlar: Tavuklar, ağaçkakanlar, ördek ve kazlar…”
İnsan olarak ve insanlar açısından baktığınız zaman; aslan, kaplan, kurt ve çıngıraklı yılanlar, dünyanın en yırtıcı ve zararlı hayvanları olarak görülürken, insana her gördükleri yerde saldırırken, bunların karıncalar için bir sakıncaları yoktur, onların varlığıyla ilgilenmezler bile… Bunun aksine; insanlar için tavuk, kaz, ördek veya ağaçkakan hiç zararlı değilken, karıncalar için büyük tehlike arz ederler…
Bugüne kadar böyle çarpıcı soru üzerinde belki de sizler de hiç düşünmediniz, olaylara hep kendi pencerenizden ve tek taraflı baktınız… Zati bu eğitim ve okullar bunun için vardır…
Osmanlı döneminde bir mirasyedi aylak aylak dolanmaktan, bir işe yaramadan yaşamaktan bıkıp, kentin ünlü Kadısına akıl danışmaya gitmiş… Kadı Efendiye meramını anlatıp, “işe yarar, dürüst ve üretken” biri olmak için ne yapması gerektiğini sormuş…
Kadı Efendi bu adamın derdini anlamış, hemen bir mektup yazmış, bu mektubu asla açmadan semtin Zaptiye Komutanına vermesini istemiş… Adam götürüp mektubu vermiş… Komutan mektubu okuduktan sonra; “Bak efendi, şimdi senin eline ağzına kadar zeytinyağı dolu olan bir tuluk vereceğim. Bu tuluğu bütün pazarda gezdirip, bir damla bile dökmeden bana geri getireceksin. Seni gözlemek için, yanına iki de zaptiye vereceğim, sakın hata yapma, tuluğu sağ salim geri getir, sonra da Kadı Efendiye gideceksin” der…
Adam yağ tuluğunu kucaklar, ağır ve emin adımlarla pazarda gezdirir, gözünü de tuluğun ağzından ayırmaz, zayiat vermeden geri getirir ve koşarak Kadı’ya gider…
Kadı Efendi; “Anlat bakalım, Pazar yerinde kimleri ve neleri gördün?” diye sorar… Adam boynunu büküp; “Vallahi Kadı Efendi, ben yağı dökmemek için gözümü tuluğun ağzından hiç ayırmadım ki, pazarda neleri gördüğümü size anlatayım?” deyince, Kadı güler; “Bak efendi, işte yol boyunca tuluğun ağzına baktığın gibi, sen de hep uğraştığın işine kendini verirsen, hem işinde başarılı olur, hem dedikodudan ve aylaklıktan uzak durur, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşar gidersin” demiş…
Kıssadan hisse: Her gün siyasetçileri yazıp, hem kendimin ve hem de sizlerin canını sıkacağıma, bugün rahmetli Hasan Pulur gibi yapıp, “olayları ve insanları” yazayım dedim… Sizleri bilemem, ama ben bir eli akıllı telefondaki avare mesajlarda, bir gözü ekrandaki yemek ve yarışma programlarında, ağzını açtığında yeni araba modelleri üzerine muhabbetten gayri lâf etmesini unutmuş insanlardan değilim!.. Ben kültür, şiir, müzik, edebiyat, sanat, okunan yeni kitaplar üzerine muhabbet edecek insan bulamamaktan bunalıyorum!..
Yukarıda zırvaladığım olayları da sırf bunun için yazdım. Bir kusur işledikse, tarafınızdan affola…
Sakin KOŞAR…