Türkiye’nin ilk iletişim profesörü dost Haluk Şahin anlatmıştı:
“Derse giriyorum. Öğrencilere bugün gazete alanlar parmak kaldırsın, diyorum. Tek tük parmak kalkıyor. İnternet gazetelerine bakanlar kimler, diyorum; sınıfın çoğunluğu parmak kaldırıryor. Facebook, Twitter gibi iletişim araçlarını kullananlar kimler diye soruyorum. Bu kez tüm parmaklar havaya kalkıyor.”
Aslından bunu, 90’lı yılların sonunda gazeteci Nilgün Cerrahoğlu bir yazısında öngörmüş ve iki binli yıllarda da gazeteler olacak; ama gazetecilik çok başka boyut kazanacak, demişti.
“Sosyal Medya “ son yıllarda hayatımızı derinden etkileyen bir iletişim alanı.
Şimdilerde her internet kullanıcısı hem bilgi ve haber alıcısı hem üreticisi hem de yayıcısı. Kapalı ve baskıcı rejimlerin bir şeyleri gizlemeleri, örtbas etmeleri eskisi kadar kolay değil. Çünkü sosyal medya serçe gibi. Her an bilgiye ulaşabilecek, onu paylaşabilecek delikler bulabiliyor.
Bir bakıyoruz Japonya’daki balık katliamı ya da Amazon ormanları için milyonlar devreye giriyor. Bir bakıyoruz İztuzu, Phaselis, Soma , Kazdağları… için on binler bir sayfada buluşabiliyor.
Bu bakımdan sosyal medya, demokrasilerin en vazgeçilmez ilkelerinden biri olan katılımcılığın en değerli araçlarından biri.
Ne var ki bilginin, doğruluğu ve yanlışlığı tartılmadan bir anda binlerle on binlerle paylaşılmasının yarattığı sorunları da görmezden gelmemiz olanaksız.
Ne yazık ki sosyal medyada dolaşan her bilgi doğru değil. Burası, mahallenin alt başında yalan söyleyip üst başında kendisi de inananların bolca olduğu bir meydan.
“Sosyal medya kullanıcıları, değerli siyaset adamımız “tek kişilik muhalefet” Kamer Genç’i geçen yıldan bu yana sosyal medya kaç kez öldürdü iyi bilirler.
Arif Sağ’ı da öldürmüştü bir ara sosyal medya. Neşet Ertaş da ölmeden önce öldürülenlerdendi.
Bence burası, kimsenin kimseye hakaret etmediği, yalan bilgilerin üretilmediği bir iletilişim alanı oldukça değerli.
Siyasi erklere kamu oyu yaratmak için her yolu mubah gören gazetelerin, televizyonların radyoların kendilerine çekidüzen vermeleri için sosyal medyanın çok önemli bir baskı aracı olduğu açık.
Daha dün yüz binler satan anlı şanlı gazetelerin tirajlarını bugün on binlere, hatta binlere düşmüşse;
Akşamları kerameti kendinden menkul kişileri, ekrana menemen bardağı gibi dizerek müşteri toplama mevsimi geçmişse;
Fotoroman dizileri, uyduruk yarışmalar ve futbol kalmışsa son tutamaklar olarak kalmışsa geleneksel medya oturup bin düşünmelidir.
Gelecek sosyal medyanın gücüyle biçimlenecektir. Bu gerçeği yakalayan ayakta kalacak, ötekileri tarihin çöplüğünde yerlerini alacaktır.
“BEĞENDİM”
Yıllardır bu köşede yazılar yayımlarım. Okuyan sayısı gazetenin baskı sayısı kadar bile yoktur. Aynı yazıların, gazetenin internet sayfasında daha çok okurla buluştuğunu biliyorum.
Sosyal medyada paylaştığım bir yazı ise bazen birkaç saat içinde takipçim olsun olmasın paylaşımlarla binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Sosyal medya elbette sadece kültür, sanat, siyaset paylaşılan bir alan değil. Kullanıcılar dostlarıyla, takipçileriyle kişisel olaylarını da paylaşabiliyorlar. Ben de zaman zaman önemli gördüğüm acılarımı, sevinçlerimi arkadaşlarıma paylaşmaktan çekinmem.
Geçen hafta safra kesesi ameliyatı oldum. Ameliyat öncesi hastaneden çektiğim bir Bodrum manzarası fotoğrafı dostlarımın ilgisini çekti. “Hayrola, ne var?” soruları o kadar çoktu ki operasyon sonucu yine bir Bodrum fotoğrafıyla gerçeği açıklamak zorunda kaldım.
Sosyal medya aslında sevinç ve keder paylaşımında ne denli duyarlı bir toplum olduğumuzu gösteren bir ayna. Sanata, bilime ve siyasete ilişkin paylaşımlar – hele bir metinse – hiç ilgi çekmezken bir ölüm, hastalık; düğün, tören, şölen gibi acı ve sevinç paylaşımlarımız tıklanma ve yorum rekoru kırıyor.
530 kişi iki bilgi için “beğendim” diye tıklamış. Eğer bunca insan Bodrum fotoğraflarını beğenmişse sorun yok. Ama bu beğeni tıklamasını, ameliyatlık duruma düştüğümden yapmışlarsa vay halime, dedim kendi kendime.
Aslında sosyal medyanın bizleri ne denli kolaycılığa alıştırdığını biliyorum. Birçokları bir görsel gördükleri anda tıklayıp geçiveriyor. O görselin neyle ilgili olduğunu değerlendiren ne yazık ki çok az. Bu yüzden bir ölümle ilgili, bir cinayetle, bir afetle bir tecavüzle ilgili bir resim için bile beğeni tıklaması yapma hatasından kurtulamıyoruz.
Doğrusu böyle özel günler için beğendim tıklaması yapmak yerine “Geçmiş olsun.” , “Başın sağ olsun.”; “Kutlarım.”, “Hayırlı olsun.” gibi dilek sözcükleri yazmak çok da zor olmamalı.
Ölüm bilgisi için beğendim tıklaması yapmak ne kadar ayıpsa, doğum bilgisine iki sözcüklük kutlama yazısı yazmamak da o kadar ayıp.
Sosyal medya hayatımızın yeni biçimlendiricisi. Taşların yerine oturması için bazı süreçleri yaşamamız gerekiyor. Bu alanda da sosyal değerlerimizi ve görgü kurallarını korumamız gerektiği açık.