Bir Başbakan, kendisine oy veren sadece % 50’nin Başbakanı gibi davranıp; kendisine oy vermeyenlere karşı düşmanca duygular içinde olmamalı, onları ötekileştirmeye çalışmamalı; konuşmalarıyla toplumda gerginlik yaratan insan olmamalıdır.
Bir Başbakanın sertlik yanlısı, kavgacı söylemleri; tabanda kendisini örnek alan insan tipleri yaratır ve bunlar saldırgan bir ruh haline sahip olurlar. Kendisinin kavgacı yapısını örnek alanlar; gün gelir bir doktora, bir öğretmene ve bir görevliye saldırır ve o insanlar çevrelerinde kendi kurallarını yaratırlar…
Hiçbir ülke yöneticisi, komşularının içişlerine karışarak; oraya çeki-düzen vermeye çalışmamalıdır. Her ulus, kendi kaderini tayin hakkına ve kendi sorunlarını çözme hakkına sahip olmalıdır. Birtakım emelleriniz uğruna, son yıllarda, komşularımızla iyi giden ilişkiler bozuldu.
Özgür basın, demokrasinin ve demokratik yaşamın temel unsurudur. Bir Başbakan, iktidarının olumsuzluklarını dile getirdiği için, çeşitli tehditlerle onları susturmamalı; yazdıklarından dolayı gazeteciler hapse atılmamalı ve eleştirinin de, özgürlüğün bir gereği olduğu kabul edilmelidir.
Muhalefete tahammülü olmayan bir Başbakanın, demokrasilerde yeri yoktur. Eğer bir ülkede demokrasi var deniliyorsa; orada muhalefet te olmalı, farklı sesler de olmalı. Muhalif sesler, zorla ve şiddetle bastırılmamalıdır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 20. Maddesine göre en masum demokratik haklar için toplantı ve gösteri yapanlar; polisin kullandığı kapsüllü biber ve portakal gazıyla susturulmaya çalışılmamalıdır. Polisin silahından çıkan içi gazlı kapsüllü mermilerden alınan darbelerle insanların gözleri kör olmakta, yaşamları tehlikeye girmekte ve onları sakat bırakmaktadır. Orantısız kullandıkları güçle insanları sakat bırakan ve hatta öldüren polisler için; ‘onlar görevini yapmıştır’ diye bir Başbakan tarafından savunulmamalıdır. Yaşam hakkı, her şeyin üstündedir.
Geçmişte, vesayet sisteminden yakınarak, mağdur edebiyatıyla oy toplayanlar; bugün kendileri için bir vesayet sistemi oluşturarak; demokrasiyi ve demokratik değerleri savunanları en sert şekilde susturmaya çalışıyorlar. Şiir okuduğu için hapse girdiğini söyleyen bir Başbakan; bugün neyin intikamını, kimlerden almaya çalışmaktadır?
İstanbul’da insan başına düşen yeşil alan miktarı 1.67 metrekare iken; bir Başbakanın Gezi Parkına illaki bir bina konduracağım inadı neyin ifadesidir? Bir Başbakanın, bir devlet adamının; halkıyla inatlaşmak yerine, onların seslerine, tepkilerine kulak vererek, kararından/inadından vazgeçmesi, daha medeni ve insani bir yaklaşım şekli olmaz mı?
Ekip arkadaşlarınız(Başbakan Yardımcısı ve Vekili Bülent Arınç ile AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik) Gezi Parkı için olumlu açıklamalar yaparak, ortamı yumuşatmaya ve olması gerekeni söylerlerken; buna rağmen siz hâlâ daha herkese meydan okuyan, kafa tutan bir tavır içindesiniz. Neden?
İnsanların özel yaşamlarına ve zevklerine müdahale etmek, bu konuda yasaklayıcı önlemler almaya çalışmak; kişilerin özel yaşam alanlarını daraltmak ve hatta yok etmek değil midir?
Kendisini eleştiren üniversite hocalarını, çiftçileri, öğrencileri, vatandaşları; soru soran gazetecileri ve hatta kendisiyle aynı düşünmeyen partili milletvekillerini, bakanlarını azarlamak; bir Başbakanın doğal davranış biçimi olmamalıdır. Kendi şablonlarınıza uymayan hiçbir düşünce ve yaklaşımın, sizin dünyanızda yeri yok. Sadece kendi kafanızda olan şeyin; tek ve hakim doğru olduğuna inanıyor, onu uygula(t)maya çalışıyorsunuz.
Kadıköy mitingini iptal edip Gezi Parkı direnişine destek vermek için Taksim’e yürüyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken; ‘bizim de evlerinde zorla tuttuğumuz % 50’lik bir kitlemiz var’ demeniz ise hiç hoş olmadı ve tam bir iç savaş kışkırtıcılığı gibiydi. Bu, bir Başbakanın, bir devlet adamının üslubu ve yaklaşımı olamazdı…
Herhangi bir konuda haksız dahi olsanız; alttan alma, olumlu ve uzlaşmacı bir yaklaşıma sahip olma gereğini duymuyor; hep yüksek perdeden konuşuyorsunuz.
1984 yılından bu yana devam eden ve geçen 29 yıllık süre içinde Kürt ve Türk, 30 binden fazla insanımızın ölmesine neden olan terör olgusunun bitirilmesi, akan kanın durdurulması konusunda, “akil insanlar”ın(kendi ifadeleriyle ‘diyalog grubu’) devreye sokulması(içinde eksiklikler barındırsa da) olumlu bir adımdı. Fakat Gezi Parkı olayındaki uzlaşmasız tutumunuz ve gücünü doğrudan sizin üslubunuzdan alan polis zulmünün karşısında; o akil insanlar da, sizin bu üslup sorununuzdan dolayı, “Barış Süreci”nin sekteye uğrayabileceği kuşkusunu dile getirmeye başladılar…
Sayın Başbakanım; yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerden dolayı, ben sizin bu üslubunuza, yönetme tarzınıza ve devlet adamlığınıza alışamadım…