9 Eylül sabahı İzmir'e ilk önce süvarilerimiz, yani atlı birliklerimiz girdi. Vilayet Konağı'na Türk Bayrağı'nı çekmek, Yüzbaşı Şerafettin Bey'e nasip oldu. Bunun anısı olarak, Başkomutan Atatürk tarafından kendisine, Buhara Cumhuriyeti'nden gönderilen çok değerli bir kılıç armağan edildi. 1934 yılında Soyadı Yasası kabul edilince de, Şerafettin Bey'e “İzmir” soyadı verildi.
Atatürk 9 Eylül günü ikindi vaktinde, yanında İsmet (İnönü) ve Fevzi (Çakmak) paşalar olduğu halde, Belkahve'deki gözetleme yerine geldi. Ordularımızın hareketlerini dürbünle izledi. Özellikle, Kadifekale'ye Türk Bayrağı'nın yeniden çekilmiş olduğunu görünce, çok sevindi. Savaşın tüm yorgunluklarından arınıverdi.
Başkomutanlık Karargahı (o zamanki adı Nif olan) Kemalpaşa'da kurulmuştu. Atatürk ve arkadaşları geceyi Kemalpaşa'da geçirerek, 10 Eylül Pazar sabahı İzmir'e hareket ettiler. İzmir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandılar. İlk önce vilayete gidildi. Atatürk öğleden sonra Karşıyaka'ya geçti. Seçkin bir Süvari Birliği kendisine eşlik ediyordu.
Atatürk Karşıyaka'da İplikçizade Köşkü'nde konaklayacaktı. Şimdilerde Karşıyaka Evlendirme Dairesi'nin karşısında, Yalı'daki 380 Numaralı Çağlayan Apartmanı'nın olduğu yerde bulunan bu köşkün güzelliği dillere destandı. Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. Atatürk onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan Bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin'in 1921 yılında İzmir'e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını; yere serilen Türk Bayrağı'nı çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar.
Atatürk'ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek, yerdeki bayrağı kaldırttı. Köşkün bembeyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girdi.
…
Yıl 2012…
Bir milletin onuru sadece bayrak değildir. Bunun yanında en az onun kadar kıymetli değerler vardır. Milli marş gibi, şehitler gibi…
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde, akademik yılın açılış töreni dolayısıyla düzenlenen program, konukların salona gelmesiyle beraber şehitler anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Programa katılanlar arasında bir grup, vatan uğruna gözünü kırpmadan şehit düşen Adsız Kahramanlar için 1 dakikalığına dahi olsa keyiflerini bozup da ayağa kalkmadı. Saygı duruşundan sonra sıra, özgürlüğümüzün ve dünyaya meydan okuyuşumuzun sembolü olan İstiklâl Marşı'na gelmişti ki o grup, istifini hâlâ bozmamış, elleriyle yüzlerini kapatarak oturmaya devam ediyordu.
Bu ne demek oluyordu? Ayağa kalkıp saygıda bulunmayanlar, neye/kime meydan okuyorlardı?
…
5 yıl boyunca Kazakistan'da lisans eğitimimi aldım. Bu 5 yıllık süreç içerisinde neredeyse her gün Kazakistan Cumhuriyeti'nin milli marşına denk geldim ve saygımdan, hareket halindeysem durdum, oturuyorsam da kalktım. Buna, o ülkenin vatandaşları bile şaşıyorlardı.
Başka bir ülkenin milli marşına, şehidine ve bayrağına saygı duymak bile erdemli bir davranış iken, kendi ülkesinin bu ulu değerlerine saygı göstermemek ne anlama geliyor, hâlâ anlamış değilim.
Lütfen çocuklarımızı böylelerinden uzak tutalım…