Başımızdaki iktidar gelmeden önce, biz “Emekli Sandığı” emeklileri altın çağımızı yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş…
Doktor bedava, ilâç bedava, tahliller bedava ve bir de Devlet Hastaneleri'nde geçerli bir kural vardı: “I. Dereceden emekli memur isen, tek kişilik özel odada tedavi” olurdunuz…
Bu iktidarla birlikte, bu torpilli durumumuz tedavülden kaldırıldı, çok şükür memlekete “EŞİTLİK” getirildi…
Ancak, unuttukları bir şey vardı: Maaşlarımızdaki “Tedavi Giderleri Kesintileri” diğer çalışanlarla eşit değil, biz Emekli Sandığı mensuplarından biraz fazla para kesilir, bu avantajlar da ondan sağlanırdı…
Şimdi bize “Sağlıkta Devrim” dedikleri uygulama başladı. Muayenelerde Hastanelerde alınmayan paralar, eczanelerde ilâç alırken tahsil edilir oldu… Yani, beleş yaşam bitti!..
Dert sadece bununla kalsa iyi… “Özel Hastaneler” türedi… Güya teşhis ve tedaviler daha hızlı ve iyi olacaktı… İnanın, özel hastanelerdeki sıra beklemeler, Devlet Hastanelerini sollar oldu!.. Üstelik de bir sürü paralar ödeyerek gittiğimiz özel hastanelerde bunlar yaşanıyor…
“Sağlıkta Devrim” bununla kalsa iyi…
Ortamın getirdiği bir sürü doktor türedi… Bunların en önemlileri ise “Diyetisyen Doktorları” oldular… Kimisi devlette kadrolu, kimisi de özel…
Biri diyor ki; “Aman haftada bir yumurta ye, kırmızı etten uzak dur, doğal otlarla beslen!.. Salamdan, sucuktan, pastırmadan, sakatattan, şekerden, undan, sigaradan, içkiden, tuzdan uzak dur; kahvaltıda bile kibrit kutusu kadar peynir, 5 adet zeytin ile iki dilimcik kepekli ekmek ye, tamam!.. Yoksa tansiyon, şeker, kalp ve damar hastalıkları ile akraba olur, maazallah kollestrolden zıbarırsın!..”
Kime diyorlar bunu? Kalifiye yemeklerden dolayı kilosu en az 90'ları aşmış, yağ bağlamış zengin hastalara söylüyorlar…
Yahu bu olacak iş mi? Adamın parası-pulu var; yemeyecek, içmeyecek, yaşamayacak, dünya zevklerini tatmadan uzun süre yaşayacak, öyle mi? Ulan buna yaşamak mı denilir be!?
Ya fakir-fukaralara ne diyorlar: “Izgara pirzola ye, bal ile balık ye, proteinli gıdalar tüket, yoksa gıdasızlık ve kansızlıktan gebereceksin!..” diyorlar…Ba ba baaa…
Yani, ülkede iki tür hasta belirdi:
1- Parası olup da aşırı ve gıdalı yemekler yemekten şişip, sağlığı bozulanlar…
2- Fukaralıktan dolayı gıdası az, ucuz şeyler yemekten güçsüz ve zayıf düşüp, kansız vücutlarıyla zaafiyet geçirenler…
Biri yumurtayı düşman ilân ediyor, diğer biri günde bir tane yenmesi gerektiğini söylüyor…
Biri “5 adet zeytin, kibrit kutu-su kadar peynir yeter” diyor; bir başkası “Bunlar Amerikan diyetleridir, bize uymaz! ABD'liler zeytinin ve zeytinyağının faziletlerini ne bilirler, orada zeytin yetişmez ki, zeytin Akdeniz bitkisi ve gıdasıdır” diyor…
Biri ekmeği tamamen kesmemizi isterken, bir başkası da “kepekli ekmek yemek faydalıdır” diyor…
Biri kollestrolün yararlı olduğunu, bir başkası zararlı olduğunu iddia ediyor…
Biri “her gün bir çay bardağı badem, ceviz, fındık, fıstık yiyin” diyor, bir başkası da “bu yağlı tohumlardan uzak durun” diyor…
Allahaşkına biz kime inanalım!? İstiyoruz ki, bu kişiler aynı TV programlarına aynı anda çıksınlar, önümüzde tartışsınlar, ne halt edeceksek orada beraberken, birbirlerinin yüzlerine baka baka söylesinler, ayrı yerlerde 'Bremen Mızıkacıları' gibi hepsi ayrı avazdan bağırıp durmasınlar artık!..
Benim kafam karışık dostlar, işin içinden çıkamadım da, bu saçmalıkları yazmak zorunda kaldım… Siz bana bakmayın, Allah herkese akıl-fikir vermiş. Hepsini dinleyin, aklınıza en yatan, vücudunuza en yarayan diyeti uygulayın!.. Bu hayat başka türlü vallahi çekilmez oldu dostlar…