16 Eylül günkü köşe yazısında sayın Yılmaz Özdil; “...Kemal Kılıçdaraoğlu, tıpkı boşanmayı kabul etmeyen sorunlu kocalar gibi davranıyor!.. Aşk bitmiş, saygı zaten kalmamış, ama o hâlâ ‘Hayır’ diyor, ‘İllâ benim olacaksın’ diyor” diye yazıyordu...
Hangi nedenle bunları yazıyordu? Tabii ki, 15 Eylül günkü ‘Mutlak Butlan Davası’ sonrası, bu görevin tekrar kendisine verileceği umuduyla hep susuyor, herkesin de böyle düşünmesine sebep oluyordu!.. CHP Genel Başkanlığı sevdası nedeniyle böyle düşünüyordu... Partinin ‘09 Eylül 102. Kuruluş Günü’ne gelmemiş, koltuğu boş kalmıştı... Tandoğan Meydanı’ndaki 14 Eylül günkü muhteşem CHP mitingine de gelmemişti... Sayın Cumhurbaşkanı tam 6 kez; “CHP’nin son Kurultayı’nda hile ve yolsuzluk yapıldı” dediğinde de hep sustu, bir defa olsun çıkıp da; “Hayır, ben de o Kurultayda adaydım ama, benim partim CHP’de böyle şeyler olmaz, olmadı da!” diyemedi...
Yılmaz Özdil, hep sustuğu için Bay Kemal hakkında bunları düşünüyor olabilir? Bizler gözümüzle görmedik, kulağımızla duymadık; Bay Kemal’in yeniden CHP başına geçmek istediğini de bilemiyoruz, çünkü konuşmuyor, kendisi bunu söylemiyor? Bir Avukatı var, O’nun yerine bütün açıklamaları o yapıyor!.. Yarın bunlar da yalanlanıp, çarpıtılabilir? Bizim bu ülkede görmediğimiz, zati bir tek ‘Sırtımız’ kaldığı için böyle düşünüyoruz, yalan mı?
Hep soldan-sağa giden dönek gazeteciler olacak değil ya; gidenlerden pişman olup da geri gelenleri görmeye başladık, iyi mi? Bazıları çıkıp; “İyi ya işte, sonunda gerçekleri görüp, akılları başlarına gelmiş, geri dönmüşler, ne var bunda, sevinsenize yahu!?” diyenler olabilir? Bu konuda tavizsiz olanlar da var!..
Örneğin; Cumhuriyet yazarı sayın Zülal Kalkandelen bu işe itiraz ediyor, hatta reddediyor ve şunları yazıyordu: “İkinci Cumhuriyetçi ve döneklerden Hasan Cemal, CHP’nin 14 Eylül Tandoğan Mitingine gitmiş, herkesle samimi fotoğraflar çektirmiş, öve öve de bitirememiş... Demek ki Murat Belge’nin CHP’yi desteklemesi için de, AKP’nin şeriat getirmek istediğinin kesinleşmesi ve CHP’nin “milli” yani ulusal değerleri savunmayı bırakması gerekiyormuş!? Diyebilirsiniz ki; ‘İyi ya, sonunda AKP’nin ne olduğunu anlamışlar, onun için CHP’ye destek veriyorlar.’ Bu yakınlaşma hiç tekin değildir!.. Çünkü belgeli fırıldaklar ile Kemalistler, katıksız Kuvayı Milliyeciler bir arada durmaz, duramaz; su ve yağ asla karışmaz!..” diyordu.
Vallahi son günlerde iyice aklımız karışmaya başladı!.. İyi ile kötüyü, dönek ile dürüstü ayıramaz hale geldik!.. Benim şahsi fikrimi sorarsanız eğer, ben de sayın Yılmaz Özdil ve Zülal Kalkandelen gibi düşünenlerdenim!.. Dünyada bir tane doğru vardır, bu insanlar bunu bilemeyip de, dahil oldukları arkadaş gurubuna bazı sebeplerden veya bazı menfaatlerden ötürü terk edip, sonra bin pişman oldukları sebeplerle yine geri geliyorsa, ben bunlara asla saygı duymam, artık bir daha da hiç güvenemem!.. Ne işleri var biz teli doğruların arasında!?
Şimdiye kadar birçok okulu bitirmiş, birçok kitap-gazete-dergi-ansiklopedi okumuş, dünya âlimlerinden Sokrates’i, Pisagor’u, Eflâtun’u, Aristo’yu, Tales’i, Konfüçyüs’ü hatmetmiş insanların, tam da olgunluk çağlarında başka mecralara sapmaları bağışlanabilir mi!? Bence böyleleri için söylenecek tek söz vardır; “Geçti Bor’un Pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!..”
Bu yazımızı da Orhan Veli’den bir şiirle bitirelim bari:
“Şimdi kılıksızım, fakat;/ Borçlarımı ödedikten sonra/ İhtimal, bir kat da yeni esvabım olacak/ Ve ihtimal ki sen/ Yine beni sevmeyeceksin!?// Bununla beraber Pazar akşamları/ Sizin mahalleden geçerken/ Süslenmiş olarak/ Zannediyor musun ki, ben de sana/ Şimdiki kadar kıymet vereceğim !?”