Çakıcı Ahmet Efe'nin oğlu, medresede İzmir Valisi Kamil Paşa'nın oğlu ile okumuş Çakıcı Mehmet Efe, dağlarda gezip eşkıyalık yaparken; onu düze indirmek için değişik planlar uygulanmıştı. Bir ara köyündeki evi kasten yakılmış, bahçesindeki incir ağaçları bizzat resmi makamlar tarafından söktürülmüştü.
Bu olay Çakıcı Mehmet Efe'nin çok zoruna gitmişti. Düze anlaşmalı olarak inmiş olmasına rağmen, bunun intikamını devletten almayı kafasına koymuştu.
Bu işi nasıl ve nerede yapacağını düşünürken, 1909 yılında Muğla Postası'nı soymak aklına gelmiş. Bir gün önceden Bozüyük değirmenini işleten Rumların evine konuk olmuş. Geceyi orda geçirip, sabah erkenden Gökbel yoluna revan olmuş.
Soygunu düzenlediği sırada yanında tam güvendiği 13 tane has adamı varmış. Bugün Çine - Söğütçük Köyü ile Tokurcun arasındaki köprünün bulunduğu dar Gökbel vadisinde pusu kurmuşlar. Her biri çalıların, kayaların arkasında mevzi almışlar. Posta arabası Aydın tarafından tozu dumana katarak geliyormuş.
Pusu kurdukları yere gelince “Dur!..” diye bir ses duyulmuş. Çetelerin hepsi silahlarını arabaya doğrultmuşlar. Ardından; “Ben Çakıcı Mehmet Efe'yim, dur!” sesi duyulmuş. Araba durmuş, zaptiyeler onun adını duyunca olduğu gibi kalmış, yerlerinden bile kımıldayamamışlar.
İki çete üyesi yola inip zaptiyelerin silahlarını toplamış. Posta torbalarını getirtmişler. Zaptiyelere ve sivillere dokunmamışlar. Torbaları ve silahları alarak oradan hızla uzaklaşmışlar. Nazilli taraflarına kadar güç bela taşıyabilmişler. Torbaları ve silahları ileride çıkarıp almak üzere Karıncalı Dağ'da bir yere gömmüşler.
Zaman sonra Çakıcı Mehmet Efe'nin çetedeki akrabası Abdi, yakalanıp da hapse girince, torbaların ve silahların gömüldüğü yeri büyük işkenceler sonunda hükümet kuvvetlerine söylemiş. Bunlar gömüldükleri yerden çıkarılarak hazineye teslim edilmiş.
Posta torbalarında, Muğla yöresindeki memurların gümüş para cinsinden maaşları ile çeşitli işlerde kullanmak üzere, devletçe gönderilen paralar bulunmaktaymış. Soygunun yapıldığı yerdeki köprüye, o günden itibaren Çakıcı Mehmet Efe Köprüsü denilmektedir. Bugün define arayıcıları Çakıcı'nın soygundan elde ettiği ganimeti, Çakıcı Köprüsü dolaylarında kulaktan dolma, bilinçsiz bir şekilde aramaktadırlar…
Bunları niye anlatıyorum?
Yeni neslimiz bunları pek bilmiyor. Geçmişimizi pek merak da etmiyor… Ama gerçek olan bir şey var; geçmişini bilmeyen toplumlar, geleceğe sağlıklı yön veremezler ki… İşte biz büyükleri olarak, bunun için bunları anlatıyoruz, bilgili ve bilinçli bir nesil olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Artık ne kadar başarılı ve ikna edici olabilirsek tabii…
Çakıcı Mehmet Efe'nin ölümü hakkında da bir sürü yanlış bilgi vardır. Bunun en doğrusu şudur: 4 ay boyunca onu takip eden ve Bolu'dan gelmiş Yüzbaşı Rüştü ile “Efe Avcısı” olan kardeşi Geyik Osman, Çakıcı ve 40 kızanını, Karıncalı Dağ'da 450 zaptiye ile kıstırırlar. Öğrendikleri çok önemli bir bilgi vardır: Çakıcı, öteki efelerinden daha koyu elbise giymektedir…
Çatışma çıktığında, Çakı-cı'nın bir insanın çıkabileceğine hiç ihtimal vermediği arkalarındaki uçurumu, tıpkı bir geyik gibi tırmanan Geyik Osman, tam 340 metreden, kaya üzerinde ateş eden üç kişiyi görür. Ortalarındakinin koyu elbiseli Çakıcı olduğunu anlar ve ona üç kurşun sıkar. Biri Çakıcı'nın ciğerlerini parçalar, Geyik Osman geri kaçar. Çakıcı can havliyle, bir dönüm çevredeki bütün çalıları yolar ve ölür. Has adamı Hacı Mustafa, Çakıcı'nın vasiyetini yerine getirir ve ölen efesinin başı ile ellerini keserek alır ve oradan ayrılır. Cesedin kimlik teşhisi de bu yüzden yıllarca yapılamamıştır, hadise budur…
Bu bilgiler, ünlü yazarımız Yaşar Kemal tarafından Osmanlı arşivlerinden bulunmuş, Çakıcı çetesinin 1401-1914 yıllarındaki sürede, tam 1081 kişiyi öldürdüğü de bu belgelerle kanıtlanmıştır…