Değerli okurlarım, aslında bu yazımı 29 Ağustos günü yayımlanan gazetede okuyacaktınız ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle bayram kutlamaları ve ilanlardan dolayı gazetenin kısıtlı imkanlarından ötürü bu konuyu yazamamıştım. Daha fazla geç kalmadan, konunun gündemi geçmeden sizlerle paylaşıyorum.
Hepinizin bildiği gibi yurdumuzu işgal eden yabancı güçler, o koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayarak yok edilmesini sağlayıp bu coğrafyanın en güzel topraklarına çökmek için harekete geçtiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün üstün zeka ve yeteneği sayesinde, önce 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Anadolu'da direnişi örgütledi ve yurdumuzu düşmanlardan kurtarmak için tüm cephelerde savaşları bu ülkenin evlatlarıyla yedi düvele karşı kazandı. Bu kanlı savaşlarda daha çocuk yaşlarda, kadın, erkek birçok insanımız şehit oldu, birçoğu da ya sakat kalarak gazi oldu. Lozan bu ülkenin tapu senedidir! Rahmetli İnönü'yü bazı Cumhuriyet düşmanları, gafiller suçlamışlardır. Oysa o suçladıkları İnönü, ömrünü cephelerde geçirmiş bir komutan, siyaset adamı, Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı yapmış, Atatürk'ümüzün yakın arkadaşıdır.
9 Eylül 1923'te CHP'yi devleti yönetmek üzere kurmuştur. 9 Eylül hem CHP'nin kuruluşu hem de İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüdür.
1946 yılında çok partili siyasete girmemiz İnönü'nün girişimleriyle olmuştur. İktidara gelen Demokrat Parti, Menderes ile bu ülke için tehlike arz eden birçok yanlış karara imza atmış ve hayatının son günlerini Demokrasi Adası diye turizm adası yapılan Yassıada'da, mahkemeler sonrası anayasada idam cezası olduğu için asılarak idam edilmiştir. Ben dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun idama karşıyım, onaylamıyorum. Ancak o beğenmedikleri İnönü bile kurtarmak istemiş, o günkü yasa ve anayasanın kesin hükümleri nedeniyle başaramamıştır. Ne kadar iktidarda iken çok güçlü de olsanız yasalarda muhalifleri de koruyan maddeler vardır. Devleti koruyan maddeler vardır. Devlete karşı işlenen suçlar o dönemlerde çok ağırdı. Çünkü savaştan çıkan ülkemizde birçok Türk vatandaşının içinde işgal kuvvetlerine yataklık ve yardım etmekten dolayı yargılanıp hapse konulan ve idam edilenler vardı. O günler gerek ekonomik gerek siyasal, sosyal, kültürel her açıdan zor günlerdi.
Günümüze Gelince
Gelelim günümüze. Siyasi iktidar, AKP ve "saray iktidarı," 31 Mart'ta yerel seçimlerde aldığı ağır yenilgiden sonra bunun sebeplerini kendi aralarında tartışarak kendilerine göre sonuçlar üretip muhalefetin daha fazla güç kazanmasına fırsat vermemek için çeşitli kumpaslar, senaryolar, iddialar ileri sürerek operasyonla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve İstanbul'un ilçe belediye başkanı ve yöneticilerini kayyum atayarak, görevden alarak itibarsızlaştırmaya gitmiştir. Bununla yetinmeyip CHP'nin tüzel kişiliğini, Kemal Kılıçdaroğlu'nun televizyon konuşmasını bahane göstererek il ve ilçe yönetimlerine kadar indirgemiştir. Baskılar, baskıları getirmiştir. Mitingler yapılıyor, devam ediyor. İddianamelerin birçoğu hala yok. Kazanılmış seçimler iftiracılar, kumpasçılarla el değiştirmek isteniyor. Tablo vahim. Bu ülkeye yakışmıyor. Bakalım daha neler yapılacak?
Yerel delege seçimlerine de değinmek istiyorum. CHP, ülke genelinde il ve ilçe kongrelerinin yapılması için düğmeye basıp ilan etti. Yatağan ilçemiz de diğer ilçeler gibi delegelerini seçerek ilçe kongresinin yapılmasını bekliyor. Bu seçimlerin hiçbir yerine dahil olmadım, karışmadım. Dışarıdan yapılanları gördüm, çok canım sıkıldı, kimseye de bir şey diyemedim. Ben 12 Eylül sonrası memuriyetten, 4 Eylül 1981 tarihinde kendi isteğim ile istifa ederek TKİ Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü'nün Yatağan Kömür İşletmesi'ne işçi statüsünde işe girmiştim. Sendikal örgütlenmelerle ilgilenirken, 12 Eylül Askeri Darbesiyle askıya alınan Türk demokrasisi yavaş yavaş şekillenirken, 1984 yılında, rahmetli Bahattin Uyar'ın il başkanlığında kurulan SHP'de, ilçemizde de Av. Mehmet Uyar başkanlığında benim de ilçe sekreteri olarak görev aldığım kurucu ilçe yönetiminde görev alarak, kısa zamanda 1000'e yakın üye kaydedip (gece-gündüz) çalışarak partiyi örgütledik. O günlerde Kavaklıdere ilçesi daha Yatağan'ın bir köyüydü. 20 Mayıs 1990 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak 3644 sayılı kanunla kurulmuş olup, 16 Ağustos 1991 tarihinde ilçe faaliyete geçmiştir. Bu tarihten sonra Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan Şubesi'nin kuruluşunu, Soma'da ve Ankara'da verdiğimiz mücadelelerle bir grup arkadaşımla ben sağladım. 10 yıla yakın şube başkanlığı yaptıktan sonra işyerinden 2001'de kendi isteğimle emekli oldum. İki defa CHP ilçe başkan adayı oldum, birinde Cemal Gürpınar'la yarıştım, az bir oyla kaybettim. İkincisinde Mustafa Öztürk ve Mesut Günay'la yarışacakken, Osman Gürün'ün divan başkanlığındaki ilçe kongresinde benim aday olmak için yeterli imzayı sağlamış olmama rağmen, imzaları baskıyla geri çektirerek Mesut Günay'ın baskıları ve ticaret hayatını da kullanarak adaylığım iki oyla düşürüldü. O günlerde H. Haşmet Işık belediye başkanıydı ve kankisi Tarcan Oğuz da işin içinde yer alan figürdü. İlkinde Cemal Gürpınar'a ağır destek vererek kazandırdı. İkincisinde ise benim aday olamamamı bahane göstererek Mesut'la yarışan Mustafa Öztürk'e destek vererek kazandırdı. Hasan Haşmet Işık, 4 dönem belediye başkanlığı sırasında bulunduğu makamı da kullanarak, Tarcan Oğuz'la birlikte hep rakipsiz, bugünkü "tek adam siyaseti" gibi davrandı. Şimdi de Mesut Günay, eline geçirdiği belediye imkanlarıyla ilçe başkanlığına 3 aday çıkmasına rağmen "Benim adayım Ozan Gürpınar" diyerek açıkça destekleyerek iki adayın gücünü kırmaya gitmiştir. Bunlar karışmadığım ilçe delege seçimleri ile ilgili değerlendirmelerimdir. Bunu çok tehlikeli ve yanlış bulduğumu ifade etmek isterim. Diğer iki aday Ünal Mutlu ve Kadir Yaka da partimizin üyeleridirler. Her yere, herkes gibi aday olmaya, seçmeye ve seçilmeye hakları vardır. Belediyeye geçer geçmez, sanki geçmişte belediye baskılarını çeken Mesut'un da aynı şeyleri yaparak bu kötü, tedavisi olmayan hastalığa onun da yakalandığını görmekteyiz. Şimdi olanlar oldu. Yaraları tamir etme, kucaklaşma ve CHP'yi ilçemizde ve ülkemizde büyütme ve iktidar yapma vaktidir. Benim söylediklerimi yanlış anlayanlar, beni günah keçisi haline getirmeye çalışanlar olacaktır. Lütfen mertçe toplum huzurunda bir araya gelerek uzlaşalım. Aksi halde, ilçe kongresinde hakkımda konuşan, suçlayanlara iyi bir cevap vereceğimin bilinmesini isterim. Benim derdim şahıslar değildir. Duyduğuma göre, 3 adaylı bir ilçe seçimine gidiliyor gibi. Adaylara çağrımdır! Ya adaylığınızı tekleştirerek devam edin ya da yarışın. Ya da iki aday da çekilsin, tek adayla birlik içinde bir görüntü sergileyin. Her şeyi her şekilde yapmaya hakkınız vardır. Benimki bir öneri, bir taleptir. Gerisi tamamıyla size kalmıştır. Lütfen beni yanlış anlamayın. Hepinize başarılar dilerim. Ben devrimci, cumhuriyetçi ve Cumhuriyet Halk Partiliyim. Partim için her şeyi yaparım. Önemli olan benim şahsımın başarısı değil, partimin iktidarı ve başarısıdır. Gerisi teferruattır! Gelin, ilçe kongresi öncesi uygun bir yerde örgütü toplayın, herkes eteğindeki taşı döksün. Çok değil, bizi çok az bir zaman sonra aklınızın kenarına getiremeyeceğiniz, "Şok olacağınız," "Bu da mı oldu?", "Bunu da mı yaptılar?" diyeceğiniz günler geliyor. İnşallah ben yanılmış olmayı yeğlerim!
Birbirimize, partililerimize ihtiyacımız var. Herkesi kucaklayın. Ötekileştirmeyin, sizden ricamdır. Özellikle seçilmişleredir lafım. İster doğru anlayın ister ne anlarsanız anlayın, ben derdimi bilmem anlatabildim mi?
Başka bir konuda salı günü Gözlem'de buluşmak üzere, hoşça kalın, dostça kalın.