Yüksel Işık’ın, 14 Şubat’ta Radikal Blog’da yayınlanan yazısını, yazarın da izniyle, paylaşmak istiyorum.
***
Modern dünyanın önemsediği yöntemlerin başında gelen algı yönetimi, çeşitli araçlar kullanılarak üstünlük elde etmeyi amaçlayan yönetsel bir süreçtir. Başarılı bir algı yönetimi, "ben yaptım oldu" kanunlarının yerini, ikna yöntemlerinin almasını gerektirir. Başarılı bir algı yönetiminin oluşabilmesi, yaratılacak algının muhatabı konumunda bulunan kişi ve toplulukların bilgilenmesiyle ve o bilgiler doğrultusunda harekete geçmesiyle mümkün olabilir. Başarılı bir algı yönetiminin amacı, bilinç dönüşümü yapabilmektir. Bilinç dönüşümü, işi yapabilmek kadar yaptığınız işi muhatabınıza anlatmanızla mümkün olabilecek bir şeydir. Başarılı bir algı yönetimini amaçlıyorsanız, gerçeği anlatmakla yetinmemeli; muhataplarınızı anlattığınız şeyin gerçeğin kendisi olduğuna inandırabilmelisiniz.
Bir örnek verelim. Malum, Ankara'nın bir Gökçek sorunu var. Gökçek'in, Ankara'nın başına "musallat" olmasına kim yol açtı? Yaratılan algıya göre Doğan Taşdelen! Ne diyor bir Meksika atasözü? "Biri size güneşi gösterdiğinde, parmağın ucuna bakarsanız, yanılırsınız. Parmağın ucunda gerçeği göremezsiniz. Eğer güneşe bakarsanız, yine yanılırsınız. Gözleriniz kamaşır, gerçeği göremezsiniz. Gerçek, parmağın ucuyla güneş arasında uçan güvercindir." "Parmağın ucuyla güneş arasında", Gökçek'in, seçimi 1994'de kazandığı gerçeği durmaktadır. O seçimde Genel Başkanlığını Karayalçın'ın yaptığı SHP'nin adayı Korel Göymen, Genel Başkanlığını Baykal'ın yaptığı CHP'nin adayı rahmetli Ali Dinçer'di. O seçimde Göymen 387.152, Dinçer 30.082 oy almıştı. DSP'ye giden 111.740 oyu katmadan, Göymen ve Dinçer'in aldığı oylar 417.234'tü. Gökçek ise 393.623 oy almıştı. Demek ki Ankara'yı Gökçek'e veren, öncelikle Ali Dinçer'i aday olarak çıkartan Baykal'dır.
1999'da ise Ankara'yı, Gökçek'ten alma şansı çok yüksekti. Bu kez Baykal'ın, Taşdelen'e olan öfkesine, rahmetli Ecevit'in ısrarı eklenmiş; Karayalçın, Taşdelen'in DSP'ye taşıdığı oylar nedeniyle seçimi ucu ucuna kaybetmişti.(Bu seçimde alınan oylar: FP: İ. Melih Gökçek: 541.515; CHP: Murat Karayalçın: 512.083; DSP: Doğan Taşdelen: 169.490) Algısını başarıyla yöneten Baykal, "günah keçisi" olarak Taşdelen'i göstermişti. Taşdelen'in hiç mi günahı yok! Elbette var ve O'nun da, Çankaya Belediye Başkan adayı olan oğlunun sırtında bir kambur gibi asılı duran bu yükü kaldırmak için harekete geçmesi gerekir.
Algıyı yönetmeye dair problem, bu sefer de, Kılıçdaroğlu'nun şahsında, CHP semalarında uçmaktadır. Başta Büyükşehirler olmak üzere kritik yerlere atamalar tamamlandıktan sonra, sıra CHP'nin güçlü olduğu il ve ilçelere gelince işlerin karışması, CHP'nin süreci yönetemediğine işaret etmektedir. AKP Hükümeti tarafından rüşvet algısı yaratılmak için hakkında soruşturma açılıp gözaltına alınan ve daha sonra meselenin rüşvetin ötesinde bir sindirme hamlesi olduğu anlaşılan Hamdi Sedefçi'den dört dönemdir Kadıköy'de efsaneleşen Selami Öztürk'e kadar pek çok ismin üstü çizilirken, kamuoyunda yaratılabilecek tepkiler hesaba katılmamış. Neden? Birkaç dönem süren başkanlığın; seçmene bıkkınlık verdiğine dair elde veri mi var, hizmet algısı mı düşük, akçalı işleri mi var? Duymadık; bilmiyoruz!
"Sallust" olarak bilinen Romalı tarihçinin altını çizdiği gibi, "başlamadan önce iyi düşünün ama bir kere başlayınca da hemen bitirmeye bakın." Peki, CHP öyle mi yapmış?
Tam tersine her şey kendi lehineyken berbat bir algı yönetimi gerçekleştirmiş. Her seçim öncesinde siyasal strateji alanında çalışan ünlü ajanslardan aldığı hizmeti, kendi iç dinamiğini yönetmekte kullanma ihtiyacı duymamış. Masaya vurulan yumruğun etkisi, yönetilen algının başarısıyla doğru orantılıdır…