Osmanlı atalarımız döneminde, özellikle de Padişah Fatih Sultan Mehmet ve sonrasındaki onlarca yılda, bütün çarşılar dua ile açılır, yetkililer tarafından esnaflar sürekli ziyaret edilip, alıcıların aldatılmaması ve kazıklanmaması için sürekli tavsiyelerde bulunulur, geleneklerimiz hatırlatılırdı… Çarşı esnafı o hale gelmişti ki; namaza giden bütün esnaflar dükkânlarının kepenklerini kapatmadan ve hatta kapılarını bile kilitlemeden, içeri kedi-köpek girmesin diye kapı önüne sadece bir sandalye koyup da giderlerdi!.. Hırsızlık olayı hiç görülmez olmuştu…
Örneğin; önceden bez satanların bulunduğu ve adına ‘Bedesten’ denilen yerlerde ‘mücevher, porselen, cam, ipekli kumaş ve silâh’ alım-satımına ayrılmıştı… Sadece buraların çok sağlam, korunaklı ve yangına karşı dayanıklı olması şartları vardı, bundan dolayı bu dükkânlar mutlaka taş yapılarla ve sağlam yapılırdı!.. Tüm esnaflar buralara ‘kaba kuşluk vakti’ denilen saatlerde, yani sabah saat ’08.30 civarında’ gelirlerdi… Komşusu ‘siftah’ etmeyen esnafa müşteri göndermek, en güzel âdetlerimizden biriydi…
Sadece esnaflar mı? Halkımızın dayanışması, saygısı, sorunları Kadılara (O zamanın mahkemelerine) götürmeden, mahalle hocaları ve büyüklerimizin hemen oracıkta çözmesi de en güzel geleneklerimizden biriydi!.. Eee, şimdiki durumumuz nasıl!? Her ay en az ’30 – 40 kadınımız’ erkek (koca-sevgili-manyak) şiddetinden öldürülüyor!.. Toplum olarak ruh sağlığımız iyice bozuldu!.. Trafikte en küçük meseleden tartışan sürücüler, birbirlerini silahla yaralar ve öldürür oldu!.. Aile içi şiddet had safhalara çıktı!.. Zamanımızdaki işsizlik-parasızlık-pahalılık sorunları nedeniyle, zati var olan şiddet zirvelere fırladı!.. Hak, hukuk ve adalet hiç gözetilmez oldu!.. Güya ‘Çevreyi Korumakla Görevli’ kuruluşlar, en büyük çevre katliamını yapar oldu!.. Ormanlarımız yanıyor, göllerimiz-nehirlerimiz kuruyor, güzelim dağlarımız ve yeşil çevremiz, ‘Bir Avuç Dolar’ uğruna kendi ‘Madencilerimiz’ tarafından talan edilir oldu!..
Biliyor musunuz, artık hem yerel ve ulusal olmak üzere tüm gazetelerimizde bile şöyle haber başlıkları yapılır oldu: “Toprakları İçin Savaşıyorlar!.. İçme Suları İçin Nöbet Tutuyorlar!.. ‘Yeşilime Dokunma’ diyen köylülerin gözlerine biber gazı sıkıldı!.. Bolu’da içme suyu deposu zehir saçtı, 98 kişi hastanede!..”
Yahu, böyle başlıklar atılabilmesi için, bir yerin düşman işgalinde olması gerekmiyor mu? Bir ülkenin doğayı ve çevreyi koruyan yasaları yok mu? Bunları devletin koruması gerekmez mi? Ne diye hep yöre halkı bu görevi üstlenirken, yine bu devletin güvenlik güçlerini hep karşılarında bulurlar!? Bu gidişin sonu nereye varacak? Gelecek nesillerimize ne bırakıp da, nasıl yüzlerine bakacağız sonra!?
Ayrıca, alın size devletin resmi rakam verileri: “Türkiye, kadın cinayetlerinde 152 ülke arasında 94. sırada bulunuyor!.. 2022’nin ilk altı ayında tam 139 kadın öldürüldü!.. TÜİK’in 2016 verilerine göre, son 10 yılda tam 250 Bin çocuk istismara uğramış!.. 2014 ile 2017 arasında ise; 7.466 oğlan çocuğu, 51.818 kız çocuğu olmak üzere, toplam 59.284 çocuk cinsel istismara uğramış!..” Ne oldu bu ülke insanlarına, neden bu kadar problemli insanlar yarattık!? Hani biz çağ atlamıştık, hani herkes bize gıptayla bakıyordu!? Koca koca Üniversitelerimiz, koca koca bu işlerin uzmanı olan Profesörler neden suskunlar!? Neden bir araya gelip de bilimsel çareler aramıyor, neden çare üretemiyorlar!? Bu böyle gitmez, gitmemelidir diyor, yazımızı bir şiirle noktalıyoruz: “Değirmen!..”
“Bir değirmen bilirim/ Hani paramparça etmişti/ Kocaman kılıcını Don Kişot’un/ Ah o değirmen/ Su, dedi döndü/ Rüzgâr, dedi döndü/ Devran imiş, döndü/ Değirmen durmadı döndü/ Değirmen öğüttü beni/ Hem de gençliğim pahasına!..” (Şair: Cahit Sıtkı Tarancı, Varlık Dergisi-1943…)