“Covid-19” denilen salgın hastalık Çin’den dünyaya yayılmış, 6 Kıta’da birden insanları kırıp geçirmişti ya? Ömrümüzde ilk kez 3 Yıl boyunca maske takmak zorunda kalıp, toplu yaşama ve toplu iş yapma alışkanlıklarından birer birer vazgeçmeye ve herkesle beraber ‘Bireysel Yaşamı’ tercih etmeye başlamıştık ya? Bu arada ne ünlü ve zenginlerimizi, ne titiz sağlık ve hijyen düşkünü insanlarımızı bile bu salgında toprağa vermek zorunda kalmıştık ya? Bırakın çarşı-pazar gezmelerini, şehir-kasaba-köy ziyaretlerini de, aynı apartmandaki karşı komşularımızı bile arayıp-sormayı bırakmıştık ya?
Baksanıza yeni gelen haberlere; ülkemizdeki bütün hastanelerin Acilleri, Servisleri ve Ağır Bakım Üniteleri yine dolmaya başlamış, yeni versiyon bu hastalık, sanki bir ‘Grip Hastalığı’ gibi başlıyor, günlerce hastalar başlarını kaldıramıyorlarmış!? Kiminde kusma, kiminde ateş, kiminde öksürük ve terleme bitip-tükenmiyormuş!? Ben ihtiyar dallama yazarınız da dahil olmak üzere, aman diyeyim çok gerekli olmadıkça artık dışarı çıkmayınız, daha önceki “Maske-Mesafe-Hijyen” kuralına aman dikkat ediniz; cebi delik insanların Yılbaşı Geceleri yaptıkları gibi; PTT takılınız, yani; “Pijama-Terlik-Televizyon” kuralına da uyunuz!.. Hele hastaysanız ve öksürüyorsanız, sakın ola ki insanların toplu oldukları yerlere uğramayınız, hastalığınızı onlara da beleşten satıp da günaha girmeyin, kimseden beddua da almayınız!.. Doktorlarımızın dediğine göre, ‘aşırı bulaşıcı’ yeni versiyon bir mikropla karşı karşıyaymışız!..
O günlerde bütün dünya Çin’i suçlayarak; “Bunlar çok pisboğaz insanlar, Yarasa yedikleri için bu hastalık oradan bulaşmış!? Laboratuvar çalışmasındaki bir kaza yüzünden, Çinlilerin ürettiği bu mikrop dünyaya oradan yayıldı!” dediler... Peki, şimdi bu ne!? Bazı bilim insanları ise, bu hastalığı bazı ‘Küresel İlâç Yapım Firmalarının’ yaydığını, çok kârlı ilâç-aşı satışlarıyla da köşeyi döndüklerini iddia ediyorlar, ya buna ne diyeceksiniz!? Dünyanın ve insanlığın geleceğini düşünen mi kaldı, niye olmasın ki!? Yarınımızı çok düşünseydik, dünyayı bu kadar kirletir, bu kadar ısıtıp, Kutuplardaki buzulların bile erimesine sebep olur muyduk!? Bugün ne kadar çevre felâketi yaşıyorsak, bunun esas müsebbibi, bir türlü paraya gözü doymayan biz insanlar değil miyiz!? Bizim yüzümüzden hayvanlar da, doğa da çok zarar görmüyor mu!?
Yeni yıl gelir gelmez, aşırı zamlanan yiyeceklerin ‘Vergilerini’ düşürüp de, vatandaşın daha ucuz gıda maddeleri almaları sağlanacağına, başımızdaki iktidar ne yaptı!? Gitti de, güya “Şans Oyunları” dedikleri, esasında ‘Kumarın Daniskası’ olan “Milli Piyango-Toto-Loto-Kazı Kazan Vergilerini” yarı yarıya düşürdüler, iyi mi !? Ne olurdu bunun yerine “Et-Süt-Ekmek-Çay-Yağ-Peynir-Zeytin” gibi ürünlerin tüm vergilerini sıfırlayıp da, hiç olmazsa küçücük çocuklarımızın bile doğru-düzgün beslenmeleri sağlanamaz mıydı!? Tabii, karşılarında etkili ve keskin bir Muhalefet olmayınca, iktidar da istediği gibi top çeviriyor, istediği yere gol atıyor!.. Şu günlerde Muhalefet çok meşgul efendim, bütün işi-gücü bırakmış, Yerel Seçimde kimleri aday yapacakları gibi pek mühim işlerle meşguller!.. Misal: Komünist Başkan M. Fatih Maçoğlu, Tunceli’yi bırakıp, CHP’nin iktidar olduğu Kadıköy İlçesi adayı oldu, orada ‘Sol’ SOLU vuracak, bunlar da rahat edecek!? İrili ufaklı bütün Muhalefet Partilerine yazıklar olsun, başka ne diyelim ki biz bu şımarık, yeteneksiz ve beceriksizlere!..
İktidarın 2023 Yılı için koyduğu tam 37 hedeften, 34 tanesini başaramadığı açıklandı!.. Örneğin; Ay’a gidilecekti... Enflasyon tek haneli rakamlara çekilecekti... İşsizlik oranı % 2 ve % 3’lere düşürülüp, biz dünyanın en zengin 10 ülkesi içine girecektik ya, hani bu sözler nerede!? Hangi muhalefet partisi ağzından bu eleştirileri duyuyorsunuz!? Çünkü bu arkadaşların, parti içinde birbirlerini yeme gibi çok daha önemli işleri var, neylesinler iktidarın yapamadıklarını!..
Yazımızı Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Garip Kişi’ şiiriyle bitirelim bari:
“Bu akşam ilk olarak ağladım/ Bekâr odamın penceresinde/ Hani ev-bark, hani çoluk-çocuk/ Ne geçti elime bu hayatın/ Meyhanesinde, kerhanesinde/ Yatağım her gece böyle soğuk/ Saadet bu ömrün neresinde!?”