19 Eylül'de, ilk ve orta dereceli okullarda ilk ders zili çaldı.
Ülkemizin geleceği olan çocuklarımız da, 3 aylık bir yaz tatilinin ardından okullarına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuşmanın sevicini ve mutluluğunu onlarla güzellikleri paylaşarak yaşadılar.
Okulların açıldığı ve derslerin başladığı günler, her birey için yaşamının en güzel ve farklı bir dönemini ifade eder.
Hepimiz o sıralardan geçtik. Yaz tatilinin ardından okula, sınıfa öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza kavuşmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliriz. İşte onlar da bu anlamlı ve güzel süreci yaşıyorlar.
Okulların açılması, sadece okula çocuğunu gönderen aile için değil, şu anda okulda çocuğu ve torunu olmayan tüm bireyler için de, heyecanlı ve ülkemizin geleceği için oldukça anlamlıdır.
Çünkü, ülkemizin geleceği olan çocuklarımızın yetiştirilmesinde ve onların geleceğe kendi öz güvenlerini kazanmış, ülkesini , milletini ve bayrağını seven, milli değerlerine ve geleneklerine saygılı bireyler olarak yetiştirilebilmelerinde, toplumun tüm katmanlarına önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Bunun unutulmaması gerekiyor.
Çocuklarımızın geleceğe hazırlanmasındaki bu görev ve sorumlulukları da, üç ana grupta değerlendirmek mümkündür.
1-Okulda, yöneticiler ve öğretmenler,
2-Evde, anne-baba ve öğrencinin tüm aile bireyleri,
3-Yakın çevresindeki tüm bireyler.
Bu üç bölümdeki kapsam içinde kalan bireylerin, üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz ve büyük duyarlılıkla yerine getirmeleri durumunda, ülkemizin geleceğini oluşturan çocuklarımız, hayal ettiğimiz ve olması gerektiği şekilde yetişecekler, onlar da kendilerinden sonra gelecek kuşaklara aynı görev ve sorumluluk içinde davranacaklardır.
Yani çocuklarımızın yetiştirilmesi sırasında, bu üçlüyü oluşturan hiçbir halka,” Beni ilgilendirmez, bana ne” diyemez. Böyle sorumsuzca düşünüldüğünde de, en büyük kötülüğü ülkenin geleceğine yapacaklardır.
Yani bu durum, kayaya çarpan okun geri dönüp kendimize çarpması gibi bir şeydir. Bunu hiçbir saniye unutmamamız gerekiyor.
Okulda, yöneticiler ve öğretmenler, o çocuklarımızın ülkemizin geleceği olduklarını daima düşünerek, kendi öz evlatları gibi kabul edip, onlara dört elle sarılarak, onları mutluluğa ve başarıya götürecek değerleri çok iyi öğretmeleri ve çocuklarımızın yüreklerine, büyük bir özenle ve duyarlılıkla birer oya gibi işlemeleri ve yerleştirmeleri gerekiyor.
Evde, tüm aile bireyleri de, onların en çok ihtiyaç duyacakları sevgi ve ilgi denen gıdayı çocuklarından hiç esirgememeleri gerekiyor. Yani, küçük bir fideye can suyu verircesine, özenle onları sevgiyle yetiştirmeleri, onların sorunlarına da yine paylaşarak çözüm üretmeleri gerekiyor.
Yakın çevrede bulunan tüm bireyler ise, bu kişiler de, kamu görevlileri olabilir. Mahalle bakkalı ve bekçisi olabilir. Taksici esnafı, büfecisi ve tüm işletmeciler ve esnaflar olabilir. Bu çerçevede değerlendirdiğimiz tüm bireyler, “Beni ilgilendirmez, bana ne ?” kesinlikle diyemezler.
Toplumun tüm katmanlarının gerektiği şekilde görev ve sorumluluklarını paylaşmaları durumunda ise, gerçekten de hayal ettiğimiz ve arzu ettiğimiz şekilde, çocuklarımızı herkesin taktir edeceği ve imreneceği şekilde geleceğe özenle yetiştirmiş olacağız.
Böylece, hem biz, hem çocuklarımız hem de ülkemiz kazançlı çıkacaktır.
